Bugün okullar açılıyor.
Milyonlarca çocuk yeniden sıralarına oturacak. Öğretmenler sınıflarına girecek, kitaplar açılacak, ders zilleri çalacak.
Ama ilk zil çalarken biz yetişkinlerin kendimize sorması gereken bir soru var:
Biz çocuklarımızı neye hazırlıyoruz?
Sınava mı, diplomaya mı, bir meslek sahibi olmaya mı? Yoksa yaşama mı?
Eğitim dediğimiz büyük yolculuğun sonunda yalnızca matematik bilen, yabancı dil konuşan, sınavlarda yüksek puan alan insanlar yetiştirmek yetmez. Düşünebilen, sorgulayabilen, üretebilen, paylaşabilen, doğaya ve emeğe saygı duyan, başkasının hakkını kendi hakkı kadar değerli gören iyi insanlar yetiştirmek zorundayız.
ÇOCUK BİLGİYE ULAŞIYOR, PEKİ DÜŞÜNEBİLİYOR MU?
Bugün çocuklarımızın önünde bilgi eksikliği yok. Bir telefon ekranına dokunarak dünyanın öbür ucundaki bilgiye saniyeler içinde ulaşabiliyorlar. Yapay zekâ sorulara yanıt veriyor, yazı yazıyor, hesap yapıyor.
Öyleyse okulun görevi artık çocuğun belleğine olabildiğince fazla bilgi doldurmak olmamalıdır.
Çocuğa ne düşüneceğini değil, nasıl düşüneceğini öğretmeliyiz.
Bilgiyi araştırmayı, kaynağını sorgulamayı, doğruyla yanlışı ayırmayı ve gerektiğinde “Bana söylenen gerçekten doğru mu?” diye sorabilmeyi...
Geleceğin dünyasında belki de en önemli eğitim becerilerinden biri bu olacaktır.
ON İKİ YIL OKUYORUZ, SONRA?
Bir çocuk ilkokuldan liseyi bitirinceye kadar yaklaşık on iki yıl eğitim görüyor.
Peki sonunda kendi yaşamını yönetebiliyor mu?
Parasını kullanmayı, sağlıklı beslenmeyi, bir sorun karşısında çözüm üretmeyi biliyor mu? Toprağı, suyu, tohumu tanıyor mu? Bir fidan dikmiş mi? Birlikte üretmeyi ve paylaşmayı öğrenmiş mi? Öfkelendiğinde kavga etmek yerine konuşabiliyor mu? Haklarını bildiği kadar sorumluluklarını da biliyor mu?
Ve en önemlisi:
Başkasının acısını hissedebiliyor mu?
Bunları öğretemiyorsak çocuklarımızın karnelerinin pekiyi olması tek başına yeterli değildir.
EĞİTİMİN PUSULASI NEREYİ GÖSTERİYOR?
Yıllardır eğitim sistemini tartışıyoruz.
Sınavları değiştiriyoruz, ders programlarını yeniliyoruz, okullar yapıyoruz, sınıflara teknoloji getiriyoruz. Öğretmen atamalarını, ders saatlerini ve başarı sıralamalarını konuşuyoruz.
Bunların hepsi önemlidir.
Ancak asıl soruyu çoğu zaman atlıyoruz:
Nasıl bir insan yetiştirmek istiyoruz?
Bu soruya açık bir yanıt veremezsek sistemi kaç kez değiştirirsek değiştirelim aynı yerde dönüp dururuz.
Çünkü pusulanız yoksa daha hızlı gitmeniz sizi doğru yere götürmez.
EĞİTİMİN KALBİ ÖĞRETMENDİR
Yıllarını sınıflarda geçirmiş bir öğretmen olarak şunu çok açık söyleyebilirim:
Eğitimin kalbi öğretmendir.
Dünyanın en güzel okulunu yapabilir, sınıfa en gelişmiş teknolojiyi koyabilirsiniz. Ama öğretmenin emeğini, deneyimini ve toplumsal saygınlığını güçlendirmezseniz eğitimde kalıcı başarı sağlayamazsınız.
Öğretmen yalnızca ders anlatan kişi değildir. Bazen bir çocuğun yaşamında karşılaştığı ilk yol göstericidir.
Ama öğretmen de yalnız değildir.
Aile, okul, yerel yönetimler, üniversiteler ve toplum birlikte sorumluluk almak zorundadır. Çocuğa evde başka, okulda başka değerler öğreterek sağlıklı bir eğitim düzeni kuramayız.
Çünkü çocuklar çoğu zaman bizim söylediklerimizi değil, yaptıklarımızı öğrenirler.
OKULUN DUVARLARINI BİRAZ AÇALIM
Çocuklarımız yalnızca dört duvar arasında eğitim görmemelidir.
Toprağa dokunsunlar. Tohum eksinler. Bir ağacın nasıl büyüdüğünü görsünler. Bir üreticiyi, ustayı, sanatçıyı ziyaret etsinler. Yaşadıkları mahallenin sorunlarını araştırsınlar ve çözüm üretmeye çalışsınlar.
Bizim yıllardır Doğal Yaşam Dersleri derken anlatmaya çalıştığımız da budur.
Çocuğu doğadan koparıp büyüttükten sonra ondan doğayı korumasını bekleyemeyiz.
Çünkü yaşamın kendisi de büyük bir okuldur.
BİLGİNİN YANINA VİCDANI KOYMALIYIZ
İnsanlık bugün bilgi ve teknoloji bakımından tarihinin en ileri dönemlerinden birini yaşıyor.
Ama savaşlar bitmedi. Açlık bitmedi. Şiddet, yoksulluk, doğa talanı ve adaletsizlik bitmedi.
Demek ki bilgi tek başına yetmiyor.
Bilimin yanına insanlığı, teknolojinin yanına ahlakı, üretimin yanına adaleti, başarının yanına paylaşmayı koymak zorundayız.
Ve bilginin yanına vicdanı...
Vicdan Yolcuları olarak eğitime baktığımız yer tam da burasıdır:
Biz yalnızca başarılı çocuklar değil, başarılı ve vicdanlı insanlar yetiştirmek zorundayız.
Bugün yeni eğitim yılının ilk zili çalıyor.
Çocuklarımıza yalnızca dersleri değil; düşünmeyi, üretmeyi, paylaşmayı, doğayı sevmeyi, haksızlık karşısında susmamayı ve düştüğünde yeniden ayağa kalkmayı da öğretelim.
Çünkü bir ülkenin geleceği yalnızca yollarında, binalarında, ekonomisinde ya da teknolojisinde değildir.
Asıl gelecek, bugün okul sıralarında oturan çocukların aklında, emeğinde ve vicdanında büyüyor.
Öyleyse yeni eğitim yılının ilk sorusunu çocuklara değil, kendimize soralım:
Çocuklarımızı sınavlara hazırlıyoruz.
Peki yaşama hazırlıyor muyuz?
Eğitimci – Yazar – Araştırmacı
Adnan Kurt
Next





